Orada Bambaşkaydık

K

öy imamı bilindik sesiyle sabah ezanını okuduğunda açardık gözlerimizi. Ezan bitene kadar kıpırdamadan durur dinlerdik. O kadar alışmıştık ki imamın nereleri uzatıp nereleri kısa okuyacağını bilir eşlik ederdik çoğu zaman. Ezanın bitmesiyle gün başlamış olurdu bizim için… Kalkardık; yeni tutuşturulmuş sobanın karşısına geçer, otururduk. Sabahın mahmurluğunu sobadan çıkan ateş seslerini dinleyerek geçirirdik. Bir de yeni doldurulmuş güğümlerin yavaş yavaş kaynamaya yüz tutmasıyla ateşin sesine eşlik eden melodiler gelirdi kulağımıza. Dinlerdik, beklerdik, ısınırdık…

Ev içerisinde her açılan kapının kendine özgü çıkardığı seslerle kimin hangi odaya girdiğini anlardık. Ahşap kapıların bu gıcırdamaları bizim içim öylesine bildik seslerdi ki bırakın rahatsızlık vermelerini, bilakis bize en emin yer olan evimizde olduğumuzu hissettiren birer hatırlatıcı, uyarıcı gibiydiler. Duydukça rahatlar, içten içe huzur bulurduk.

Tüm bu seslere, ev halkının kalktığını hisseden ve bize cömertçe verdikleri süte karşılık günlük yiyeceğini bekleyen ahırdaki inekler de katılırdı çoğu zaman. Onlar da bizdendi; bizimdi… Seslerini duyduğumuzda, sanki birkaç cümle kurmuşlar gibi, anlatmak istedikleri her şeyi anlardık.

Günün kurulan ilk sofrası, en büyük sevinç kaynağımız olurdu. Yeni başlayan günde, yüzlerde bambaşka bir tebessüm haliyle bölüşülürdü ekmekler…  Sofrada bulunan yiyeceklerin doğallığı gibi en saf ve en sade cümleler orada kurulurdu. İşte orası, o sofra… Hep özlediğim yerdir orası... Orada neler yoktu ki!..

Herkesin en iyi anlayabildiği dil, lisan,  oradaydı.

Başka hiçbir yerde bulunamayacak sevgi, saygı ve gerçek samimiyet oradaydı.

Gerçek vatan sevgisi de oradaydı. 

Orada dünyanın en güçlü devletiydik aynı zamanda:

Orada Selçukluyduk, Osmanlıydık…

Orada bambaşkaydık…

 Süleyman KOCA, 03 Mayıs  2011

suleymankoca@hotmail.com

 
Paylas
 

Eğridere Köyü Web Sitesi Ana Sayfası İçin Tıklayınız