Vefa ve Şükür Adına Yeni Bir Hamle
|
A |
llah (c.c) bu köyde doğmamızı murad buyurdu. Gözümüzü dünyaya açtığımız bu cennet misal memleketimizin pırıl pırıl tertemiz havasını soluduk, soğuk sularını içtik, doğal besinleriyle beslendik; yüksek dağlarında, yeşil yamaçlarında, şirin yaylalarında, toprak bahçelerinde, kıvrım kıvrım kıvrılarak akan derelerinde, gürül gürül ormanlarında dolaşarak-çalışarak-oynayarak büyüdük. Aynı zamanda “çalışarak” dedim. Evet, bizim kuşak ve öncesi, yaşadığımız dönem ve içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle küçük yaşımızdan beri ailelerimize köy işlerinde yardımcı olmak zorundaydık. Ev işlerinde annelerimize yardım ettiğimiz, yokuş yukarı ot-mısır-patates-fasulye taşıdığımız, tarlaya bellemeye, çayırlara ot kesmeye, ormana yaprak ve odun yapmaya gittiğimiz, komlarda inek beklediğimiz günleri unutmadık. Günümüze kıyasla belki bir anlamda çocukluğumuzu yaşayamadık ama biz halimizden memnunduk. Yapılan işler arasında kendimize bir oyun bulup oynuyor, oyuncağımızı kendimiz yapıyorduk. İstisnalar kaideyi bozmaz.
Ciddi bir yokluk çekmediğimizden biz yine de şanslı sayılırdık. Esas sıkıntıyı babalarımız ve dedelerimiz çekmiş. Kalabalık nüfus ve ekonomik sıkıntıların had safhada olması insanımızı geçim derdine düşürmüş; başlıca gelir kaynağının tarım ve hayvancılık olması münasebetiyle mevcut kıt arazilerin her karışı değerlendirildiği, çayırlarda tek bir ot dahi bırakılmadığı halde üretilen ürünler yetmiyor, kıt kanaat yaşanıyormuş. Yayan yürüyerek ta Bayburt’a buğday almaya gittiklerini rahmetli dedem Hacı Süleyman Koçak’tan bizzat duydum. Hem yaya hem de sırtlarında yük, kış mevsimi başlangıcında o yolu gidip gelmişler ve ancak taşıyabildikleri kadar getirebilmişler. Gazyağının, şekerin, tuzun kolay kolay bulunamadığı sıkıntılı zamanlardı. İlaç niyetine kullanılan şeker lüksmüş ve her evde bulunmazmış. Velhasıl zor şartlar altında kimi zaman aç kimi zaman tok karına günler geçirdiklerini büyüklerimizden hepimiz dinlemişizdir.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisini düstur edinen insanımız bu yokluklar içerisinde dahi çevresini unutmamış, gerektiğinde yardım elini her daim uzatmıştır. Evi yanan bir kişinin evi tüm köylü tarafından elbirliğiyle yeniden inşa ediliyor, ahırına inek konuluyor, ineğin yiyeceği ot dahi kapı kapı dolaşılarak toplanıyordu. Tarla belleme, toprak kaldırma, odun taşıma ve benzeri köy işlerinde herkes birbirinin yardımına koşuyor, imece usulü ile birçok iş kolayca hallediliyordu. Köyümüz insanının cömertliği ve çalışkanlığı neticesinde yol-su gibi ortak ve temel ihtiyaçlar çok uzun yıllardan beri bizzat kendileri tarafından karşılanmış ve hiçbir zaman “bu devlet nerede” dememişlerdir.
1960’lı yıllarda Almanya’nın Türk işçilere kapılarını açması, insanımızın başka şehirlerde mesken tutmaya başlamaları, yavaş yavaş eğitime önem verilmesi köyümüzün kaderinin değişmesine vesile oldu. Köylülerimizin ekonomik refah ve gelir seviyeleri zamanla yükselmiş ve 40-50 sene öncesinde hayal edilemeyecek bugünkü seviyeye ulaşmıştır. Ocakta yanan ateşin ışığıyla etrafın görülmeye çalışıldığı dönemlerden, iki bin beş yüz metre yükseklikteki yaylalarımızın sokak lambalarıyla aydınlatıldığı devirlere gelmişiz. Ölçü olması bakımından bu yeterli, diğerlerini saymaya gerek yok.
Şu anda bulunduğumuz konum-makam-mevki ne olursa olsun geçmişte çekilen bu sıkıntıları unutmadan önümüze bakmalı, “Her nimetin şükrü kendi cinsindendir” hükmünce sahip olduğumuz imkânlardan başkalarının da istifade etmesini sağlamalıyız. Mutlaka herkes kendi çapında bulunduğu mahalde bu mevzuda bir şeyler yapıyordur. Ama öncelikle yağmurlarında beraber ıslandığımız, çamurlarına birlikte bastığımız, lahanasına-ğulisina-korkodoşuruna-kırsaroşuruna-haşilina-hlipasina hep beraber kaşık salladığımız köyümüzün insanlarına ve onların çocuklarına sahip çıkmalıyız. Esasında zor günlerden bolluğa ulaşmanın bir nevi şükrüdür bu. Onlarca, yüzlerce ortak noktamız olan memleketimizin insanına bir vefa borcudur aynı zamanda.
Artık köyden ziyade köylülerimize destek olmamız gerektiğini düşünüyorum. Dışarıda yaşayanlar köyde bulunanlara nazaran büyük çoğunluğu teşkil etmektedir. Bu yüzden nerede yaşarsa yaşasın kökleri köyümüzde olan, öncelikle ihtiyaç sahibi okuyan gençlere ve dolayısıyla geçim sıkıntısı çeken ailelere yardımcı olmak lazım. Özellikle üniversite eğitimi alan gençlerimize; ilk etapta maddi sıkıntısı olanlara, daha sonra tümüne karşılıksız burs imkânı sağlayabilmek gerçekten çok yerinde bir hizmet olacaktır. Ancak tüm bunlar planlı programlı, orgazine bir şekilde yapılabilecek işlerdir. Bunun da en güzel yolu ya mevcut köy derneklerimizi daha faal hale getirmek veyahut sadece bu alanda faaliyet gösterecek yeni bir eğitim derneği veya eğitim vakfı kurmaktır. Böylece geleceğimizin teminatı olan geçlerimizin yetişmesinde katkımızın olması; hem eğitimin gelişmesine hem “Essebebü kel-fâil-Sebep olan yapan gibidir” sırrınca amel defterimize sürekli hasenat yazılmasına hem de Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmaya vesile olacaktır inşallah.
İnsanlarımızın birbirini tanımadığı, özellikle yaz aylarında köyün içinde birçok kişinin yabancı gibi dolaştığı, saygı-sevginin azaldığı, birlik-beraberliğin yara aldığı bu dönemde mezkûr problemlerin çözümü adına yapılabilecek en ciddi ve kapsamlı çalışmalardan biri; falanın filânın çocuğu demeden, hiç kimseyi ayırt etmeden, Eğridere Köyü menşeli olup okuyan tüm gençlerimize eğitim desteği sağlama istikametinde, dernek veya vakıf bünyesinde organize ve sürekli bir yardım kampanyası başlatmaktır. Böylece hem bir kaynaşma olacak hem de yarının büyükleri gençler kendilerine sahip çıkan, kendilerini unutmayan büyüklerine minnettar kalacak ve saygıda kusur etmeyeceklerdir. Güzel neticelerin temelinde gayret, himmet ve maddi-manevi fedakârlık yatmaktadır. Zahmetsiz rahmet olmaz demiş ecdadımız. Hele bu gayret ve zahmet kendimizden ziyade başkaları için olursa halk nazarında da Hak katında da ayrı bir değer kazanacaktır.
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. Başkalarına faydamız olduğu ölçüde bir değerimiz var. Günümüz ihtiyaçları eskiye nazaran çok farklı olduğundan ve bu ihtiyaçlar sürekli tekrarlandığından yapacağımız yardımların da sürekli olması gerekiyor. Aklımıza estiğinde sadaka nevinden yapacağımız birkaç kuruşluk hibelerle bir yere varılamayacağı açıktır. Büyük düşünmekte yarar var. Geleceğin en değerli sermayesi olan insana yapılan yatırım kesinlikle boşa gitmez. O yüzden gençlerimizi okumaya teşvik edelim ve maddi olarak destekleyelim. Eğridere Köylüleri olarak bu potansiyele sahibiz.
Fikirlerin çarpışmasından hakikat ortaya çıkar. Hemşerilerimi bu konuda beyin jimnastiği yapmaya davet ediyorum.
|
Ömer KOCA, 10 Şubat 2011 |
|
omerkoca@windowslive.com |
Eğridere Köyü Web Sitesi Ana Sayfası İçin Tıklayınız